Bir Turu Değil, Bir Hissi Anlatmak İstiyorum...
Bazı yolculuklar vardır, daha yola çıkmadan neden yapıldığını bilirsiniz.
Bu tur da onlardan biri.
Bavyera Alpleri turunu planlarken aklımda tek bir şey vardı:
insanı yormayan ama gerçekten yürüten, gösterişsiz ama çok güçlü bir doğa deneyimi.
Çünkü hepimiz biliyoruz; her “doğa turu” insanı doğaya yaklaştırmıyor.
Bazen çok hızlı, bazen çok kalabalık, bazen de sadece “checklist” gibi.
Ben Bavyera Alpleri’ni ilk düşündüğümde, gözümün önüne şunlar geldi:
sabah serinliği,
orman içinden geçen patikalar,
göl kıyısında sessizlik
ve gün sonunda paylaşılan sade ama gerçek bir yemek.
Münih’te Başlamak Bilinçli Bir Tercih
Yolculuğun Münih’te başlaması tesadüf değil.
Burası hem çok canlı hem de birkaç adım attığınızda doğayla bağlantı kurabileceğiniz bir şehir.
İlk gün sokak lezzetleriyle tanışıyoruz. Beyaz sosis, pretzel, buğday birası…
Ama asıl mesele ne yediğimiz değil; nasıl ve nerede yediğimiz.
Englischer Garten’da, yerel halkın arasına karışıp aynı masaya oturmak,
şehrin ortasında Eisbach’ta sörf yapan insanları izlemek,
“Münih sandığımdan çok daha rahat” dedirten anlar yaratıyor.
Bu ilk gün, turun ruhunu çok güzel anlatıyor:
rahat, samimi ve iddiasız.
Yürüyüşler Zor Değil, Anlamlı
Sonraki günlerde Alpler’in içine doğru ilerliyoruz.
Orta zorlukta parkurlar seçtik; çünkü bu turda amaç sınırları zorlamak değil, yürürken etrafa bakabilmek.
Orman içinden geçen patikalar, dağ meraları, küçük Alp köyleri…
Bir gün eski bir kalenin izlerinden geçiyor,
bir gün 1000 yıllık bir çiftlikte öğle yemeği yiyoruz.
Bu tür anlar bana hep şunu hatırlatıyor:
iyi bir yürüyüş, sadece parkurla değil, durduğun yerle de ilgilidir.
Tegernsee ve Mittenwald: Kartpostal Gibi Ama Gerçek
Tegernsee Gölü çevresindeki yürüyüşlerde, göl ve dağ manzarası sürekli değişiyor.
Bazen yukarıdan bakıyor, bazen suya kadar iniyoruz.
Mittenwald ise başka bir hikâye.
Boyalı evleri, sakin sokakları, etrafını saran dağ gölleriyle gerçekten masaldan çıkmış gibi. Ama turistik bir vitrin değil; yaşayan, nefes alan bir kasaba.
Yürüyüş bitip masaya oturduğumuzda,
“iyi ki biraz yorulduk” dedirten bir yorgunluk oluyor.
Bu Turda Neden Trenle Seyahat Ediyoruz?
Münih’ten itibaren hiç araç kullanmıyoruz.
Tüm ulaşımı trenle yapıyoruz.
Bu hem çok rahat hem de bana göre çok anlamlı.
Doğaya gitmenin, ona mümkün olduğunca az iz bırakmakla da ilgili olduğunu düşünüyorum.
Trenle seyahat etmek; manzarayı kaçırmadan yol almak,
okumak, sohbet etmek ve yavaşlamak demek.
Bu turun ruhuna en çok yakışan ulaşım şekli de bence buydu.
Kimler İçin?
Bu tur;
doğada yürümeyi seven ama “çok zor parkur” aramayanlar için,
kalabalık gruplardan hoşlanmayanlar için,
yediği yemeğin hikâyesini merak edenler için,
ve birkaç günlüğüne gerçekten yavaşlamak isteyenler için.
Eğer sen de bir turdan sadece fotoğraf değil, his ile dönmek istiyorsan;
Bavyera Alpleri seni bekliyor.
Sevgiler
Güneş🌞


Yorumlar
Yorum Gönder